Proje defteri

blog.okdere

2015’te Blogger’da başlayan bu blogu, kendi altyapıma dönüştürürken olanlar

Durum
Geliştiriliyor
Son not
14 Eyl 2026
Notlar
3

Notlar

Bir özellik ekleyeyim derken

Bir noktada blog çalışıyordu.Eski yazılar taşınmıştı.Tasarım oturmuştu.Yeni yazı yazabiliyor, yorum alabiliyor, paylaşabiliyordum.Normal bir insan burada:“Tamamdır.”der.Ben demedim.Çünkü siteyi gerçekten kullanmaya başlayınca küçük küçük şeyler gözüme batmaya başladı.Mesela eski blogda toplam 137 binin üzerinde okunma birikmişti. Yeni sisteme geçince bütün yazılar sıfırdan başlamış gibi görünmesin istedim. Eski okunmaları taşıdım, üzerine yeni sistemdeki gerçek okumaları saymaya başladım.Sonra yorum kısmına baktım.Sadece boş bir kutu koyup “yorum yaz” demek istemedim. Yazının sonunda gerçekten konuşma başlatabilecek sorular ve bazen cevap vermeyi kolaylaştıran küçük başlangıçlar ekledim.Ardından şu soru geldi:Bir yazıyı bitiren insan sonra ne yapacak?Altına ilgili birkaç yazı, Instagram ve RSS üzerinden takip etme alanı ekledim.Sonra yazı yazarken kendi yönetim panelim gözüme batmaya başladı.Başlık yazınca adresi otomatik oluşsun, görsele açıklama ekleyebileyim, uzun yazıda başlıkları unutmuş muyum göreyim, yayınlamadan önce küçük bir kontrol listem olsun…Blogu yapmak kadar blogda yazmayı da rahat hale getirmek gerektiğini fark ettim.Bir ara film yazılarında başka bir şey takıldı kafama.Bir karakterin adı geçiyor.Ben filmi izledim, yazıyı yazdım, her şey tamam.Ama yazıyı okuyan biri:“Gary kimdi ya?”diyebilir.Ben de Character Cards diye küçük bir sistem yaptım.Yazının içindeki karakter adına dokununca veya üzerine gelince fotoğrafı ve gerekiyorsa minicik bir açıklaması çıkıyor.Yazıyı Wikipedia’ya çevirmeden hızlıca hafızayı tazeliyor.Şu ana kadar yaptığım özellikler arasında en sevdiğim fikirlerden biri olabilir.Paylaşım tarafını da bırakmadım. Her yazıdan doğrudan Instagram Story boyutunda görsel üretilebiliyor.Arama motorlarının eski yazıları kaybetmemesi, sitemap, RSS, mobil görünüm, eski bağlantılar derken görünmeyen tarafta da bolca uğraştım.Son olarak bir şeyi daha fark ettim:Blogu ve diğer projelerimi geliştirirken yaşadığım süreç de aslında yazmaya değer bir şeydi.O yüzden şu anda okuduğun Proje Defteri ortaya çıktı.Buraya her commit'i, her teknik ayrıntıyı dökmek istemiyorum.Ama zaman zaman:“Bunu niye yaptım?”“Burada neye takıldım?”“Sonunda ne çıktı?”diye dönüp bakabileceğim küçük notlar bırakmak hoşuma gitti.Bir bakıma blogun içinde, blogun nasıl oluştuğunu anlatan ikinci bir günlük oldu.Komik tarafı şu:Bütün bu hikâye Julie & Julia izleyip:“Biraz tekrar blog yazsam güzel olur.”dememle başladı.Birkaç hafta içinde kendi yayın sistemimi, yönetim panelimi, yorum sistemimi, okuma sayaçlarını ve film karakterleri için küçük bilgi kartlarını yapmış durumdayım.Sanırım yine işi biraz büyüttüm.Ama bu sefer şikâyetçi değilim.

Devamını gör →

Blogu kendime göre kurmak

Bir önceki notta Blogger’ın sınırlarıyla uğraşmayı bırakıp blogu sıfırdan kurmaya karar vermiştim.Kararı vermek kolaydı.Sonra boş projeye bakınca ufak bir ayrıntıyı fark ettim:Blogger artık hiçbir şeyi benim yerime yapmayacaktı.Yazılar nerede duracak, görseller nasıl saklanacak, yorumlar nasıl çalışacak, ben yazıları nereden düzenleyeceğim, site nasıl yayınlanacak…Özgürlük güzel şey.Ama kolları sıvamak lazım.Blogun görünmeyen tarafını Next.js, Supabase ve Vercel ile kurmaya başladım. Teknik isimleri bir kenara bırakırsak, Blogger’ın benim için yaptığı işleri artık kendi sistemim yapacaktı.Ama asıl uğraştığım yer teknik taraf değil, blogun nasıl hissettireceğiydi.Çünkü burası önce bir yazılım projesi değil, okunacak bir yer.Bir sürü güncel bloga, kişisel yayına ve dergi sitesine baktım. 2026’da modern görünen ama hâlâ gerçekten blog gibi hissettiren bir şey arıyordum.Bir uçta yıllardır değişmemiş eski bloglar vardı.Diğer uçta ise üç parlak kart, dev başlık ve “Keşfet” butonuyla birazdan kredi kartı bilgilerimi isteyecekmiş gibi duran siteler.İkisini de istemedim.Sade olsun ama boş olmasın.Sanırım tasarım boyunca en çok buna döndüm.Okuması rahat fontlar, sıcak bir arka plan, koyu metinler, bordo detaylar, gereksiz yere bağırmayan başlıklar… Özellikle telefonda bir yazıya gelen kişinin menüler arasında kaybolmadan doğrudan okumaya başlayabilmesi önemliydi.Bu yüzden bazen bütün akşam yaptığım iş birkaç pikseli sağa sola oynatıp:“Şimdi oldu mu?”diye tekrar bakmak oldu.Yazılım dünyasına hoş geldiniz.Bu sırada kendi yönetim ekranımı da kurdum. Yazıları taslak olarak kaydedebiliyor, önizleyebiliyor, görselleri ve yorumları yönetebiliyordum. Blogger’da uğraşıp yapamadığım Instagram Story kartı da artık blogun kendi içinden üretilebiliyordu.Sonra yeni evi kurmanın yeterli olmadığını fark ettim.Eski evi de boşaltmam gerekiyordu.2015’ten beri biriken 69 yayımlanmış yazıyı, taslakları, yorumları ve yıllardır internette dolaşan eski bağlantıları yeni sisteme taşıdım.Burada kendime tek bir sert kural koydum:Eski bir bağlantı dün hangi yazıya gidiyorsa, bugün de aynı yazıya gitmeli.O yüzden yeni sistemde daha temiz adresler kullanmak mümkün olsa da eski URL’leri olduğu gibi korudum.Eski yazıları da bugünkü zevkime göre “düzeltmeye” çalışmadım.Bazılarına şimdi bakınca:“Bunu gerçekten ben mi yazdım?”dediğim oluyor.Ama zaten biraz da mesele bu.Blog yalnızca bugünkü halimin değil, yıllar önceki halimin de kaydı.Sonunda blog.okdere.com artık Blogger yerine kendi kurduğum sistemden açılmaya başladı.Dışarıdan bakınca yeni bir tasarım vardı.Ama benim için daha önemli olan şuydu:Blog aynı blogdu. Sadece artık sınırlarını başkası çizmiyordu.

Devamını gör →

Hadi blogu canlandıralım

Julie & Julia’yı izledikten sonra, ki blogda bununla ilgili bir yazı da gelece, bende garip bir şekilde eskiden blog yazdığım zamanki hislerim canlandı.Filmde de bir kişi blog yazıları yazmaya başlıyordu ve onu izlerken bir şeyi düzenli olarak yazmanın ve yıllar sonra dönüp o dönemde ne düşündüğümü görebilmenin heyecanı geldi aklıma. Benim de yıllardır kenarda duran bu blogum vardı. 2015’te başlayıp sonra hayatın arasına karışmış, yaklaşık beş-altı yıldır neredeyse sessiz ve sahipsiz kalan bir yer.Bu filmi izledikten sonra gidip ilk yazımı yazdım, bloga dönüş yazımı.Uzun bir aradan sonra tekrar yazmak güzeldi. Ama yazıyı yayınlayıp blogun kendisine bakınca başka bir şey gözüme batmaya başladı:Blog yaşlanmıştı.Sadece içerikler değil, tasarımın kendisi de eski bir internet döneminde kalmış gibi görünüyordu.Önce “madem geri döndüm, biraz da şurayı toparlayayım” diyerek Blogger temasını kurcalamaya başladım. Menüleri, yazı sayfalarını, mobil görünümü, paylaşım alanlarını değiştirdim. Bir sürü küçük şey denedim.Bir noktada kendime hâlâ şunu söylüyordum:Zaten burada sadece yazı yazacağım. Blogger’da kalsın, bunun için ayrıca sistem kurmakla uğraşmayayım.Mantıklı da geliyordu.Ta ki aklıma yeni şeyler gelmeye başlayana kadar.Mesela bir yazıyı yayınladıktan sonra Instagram Story’de doğrudan paylaşabileceğim, yazının görselinden ve başlığından otomatik bir kart üretmek istedim.Basit bir fikir.Ama Blogger’da bunu düzgün yapmaya çalışınca iş öyle bir noktaya geldi ki, fonksiyonu blogun kendi içinde çözmek yerine okdere.com tarafında ayrı bir şey yazıp Blogger’dan oraya ulaşmaya çalışıyordum.O an biraz komik geldi.Elimde modern web teknolojilerinin tamamı var, ben ise Blogger temasının izin verdiği birkaç yere JavaScript sıkıştırıp istediğim şeyi çıkarmaya çalışıyorum.Bir heykeli düzgün aletlerle yontmak yerine çakıyla uğraşmak gibi.Yapılabiliyor.Ama niye?Asıl mesele Story kartı da değildi zaten. Yorumlar, yazı deneyimi, farklı içerik türleri, küçük etkileşimler… Blogla ilgili aklıma gelen her yeni fikirde aynı duvara çarpacağımı fark ettim.Ve sonunda şu düşünce ağır bastı:Ben Blogger’ı modern bir şeye dönüştürmeye çalışmamalıyım. Blogu doğrudan modern bir şey olarak sıfırdan kurmalıyım.Böylece “biraz temayı düzeltelim” diye başlayan iş, bütün blogu sıfırdan yeniden yaratmaya dönüştü.Eski yazıları, adresleri ve yılların birikimini koruyacaktım tabii ki.Ama bundan sonra üzerine ne koyacağıma Blogger karar vermeyecekti.Artık blogla ilgili aklıma bir şey geldiğinde:“Bunu Blogger’da nasıl yaparım?”diye düşünmek zorunda değildim.Sadece:“Bunu nasıl yapmak istiyorum?”diye düşünebilirdim.Ve galiba blogu yeniden kurmaya gerçekten karar verdiğim an buydu.

Devamını gör →