Bir noktada blog çalışıyordu.
Eski yazılar taşınmıştı.
Tasarım oturmuştu.
Yeni yazı yazabiliyor, yorum alabiliyor, paylaşabiliyordum.
Normal bir insan burada:
“Tamamdır.”
der.
Ben demedim.
Çünkü siteyi gerçekten kullanmaya başlayınca küçük küçük şeyler gözüme batmaya başladı.
Mesela eski blogda toplam 137 binin üzerinde okunma birikmişti. Yeni sisteme geçince bütün yazılar sıfırdan başlamış gibi görünmesin istedim. Eski okunmaları taşıdım, üzerine yeni sistemdeki gerçek okumaları saymaya başladım.
Sonra yorum kısmına baktım.
Sadece boş bir kutu koyup “yorum yaz” demek istemedim. Yazının sonunda gerçekten konuşma başlatabilecek sorular ve bazen cevap vermeyi kolaylaştıran küçük başlangıçlar ekledim.
Ardından şu soru geldi:
Bir yazıyı bitiren insan sonra ne yapacak?
Altına ilgili birkaç yazı, Instagram ve RSS üzerinden takip etme alanı ekledim.
Sonra yazı yazarken kendi yönetim panelim gözüme batmaya başladı.
Başlık yazınca adresi otomatik oluşsun, görsele açıklama ekleyebileyim, uzun yazıda başlıkları unutmuş muyum göreyim, yayınlamadan önce küçük bir kontrol listem olsun…
Blogu yapmak kadar blogda yazmayı da rahat hale getirmek gerektiğini fark ettim.
Bir ara film yazılarında başka bir şey takıldı kafama.
Bir karakterin adı geçiyor.
Ben filmi izledim, yazıyı yazdım, her şey tamam.
Ama yazıyı okuyan biri:
“Gary kimdi ya?”
diyebilir.
Ben de Character Cards diye küçük bir sistem yaptım.
Yazının içindeki karakter adına dokununca veya üzerine gelince fotoğrafı ve gerekiyorsa minicik bir açıklaması çıkıyor.
Yazıyı Wikipedia’ya çevirmeden hızlıca hafızayı tazeliyor.
Şu ana kadar yaptığım özellikler arasında en sevdiğim fikirlerden biri olabilir.
Paylaşım tarafını da bırakmadım. Her yazıdan doğrudan Instagram Story boyutunda görsel üretilebiliyor.
Arama motorlarının eski yazıları kaybetmemesi, sitemap, RSS, mobil görünüm, eski bağlantılar derken görünmeyen tarafta da bolca uğraştım.
Son olarak bir şeyi daha fark ettim:
Blogu ve diğer projelerimi geliştirirken yaşadığım süreç de aslında yazmaya değer bir şeydi.
O yüzden şu anda okuduğun Proje Defteri ortaya çıktı.
Buraya her commit'i, her teknik ayrıntıyı dökmek istemiyorum.
Ama zaman zaman:
“Bunu niye yaptım?”
“Burada neye takıldım?”
“Sonunda ne çıktı?”
diye dönüp bakabileceğim küçük notlar bırakmak hoşuma gitti.
Bir bakıma blogun içinde, blogun nasıl oluştuğunu anlatan ikinci bir günlük oldu.
Komik tarafı şu:
Bütün bu hikâye Julie & Julia izleyip:
“Biraz tekrar blog yazsam güzel olur.”
dememle başladı.
Birkaç hafta içinde kendi yayın sistemimi, yönetim panelimi, yorum sistemimi, okuma sayaçlarını ve film karakterleri için küçük bilgi kartlarını yapmış durumdayım.
Sanırım yine işi biraz büyüttüm.
Ama bu sefer şikâyetçi değilim.