Julie & Julia’yı izledikten sonra, ki blogda bununla ilgili bir yazı da gelece, bende garip bir şekilde eskiden blog yazdığım zamanki hislerim canlandı.

Filmde de bir kişi blog yazıları yazmaya başlıyordu ve onu izlerken bir şeyi düzenli olarak yazmanın ve yıllar sonra dönüp o dönemde ne düşündüğümü görebilmenin heyecanı geldi aklıma. Benim de yıllardır kenarda duran bu blogum vardı. 2015’te başlayıp sonra hayatın arasına karışmış, yaklaşık beş-altı yıldır neredeyse sessiz ve sahipsiz kalan bir yer.

Bu filmi izledikten sonra gidip ilk yazımı yazdım, bloga dönüş yazımı.

Uzun bir aradan sonra tekrar yazmak güzeldi. Ama yazıyı yayınlayıp blogun kendisine bakınca başka bir şey gözüme batmaya başladı:

Blog yaşlanmıştı.

Sadece içerikler değil, tasarımın kendisi de eski bir internet döneminde kalmış gibi görünüyordu.

Önce “madem geri döndüm, biraz da şurayı toparlayayım” diyerek Blogger temasını kurcalamaya başladım. Menüleri, yazı sayfalarını, mobil görünümü, paylaşım alanlarını değiştirdim. Bir sürü küçük şey denedim.

Bir noktada kendime hâlâ şunu söylüyordum:

Zaten burada sadece yazı yazacağım. Blogger’da kalsın, bunun için ayrıca sistem kurmakla uğraşmayayım.

Mantıklı da geliyordu.

Ta ki aklıma yeni şeyler gelmeye başlayana kadar.

Mesela bir yazıyı yayınladıktan sonra Instagram Story’de doğrudan paylaşabileceğim, yazının görselinden ve başlığından otomatik bir kart üretmek istedim.

Basit bir fikir.

Ama Blogger’da bunu düzgün yapmaya çalışınca iş öyle bir noktaya geldi ki, fonksiyonu blogun kendi içinde çözmek yerine okdere.com tarafında ayrı bir şey yazıp Blogger’dan oraya ulaşmaya çalışıyordum.

O an biraz komik geldi.

Elimde modern web teknolojilerinin tamamı var, ben ise Blogger temasının izin verdiği birkaç yere JavaScript sıkıştırıp istediğim şeyi çıkarmaya çalışıyorum.

Bir heykeli düzgün aletlerle yontmak yerine çakıyla uğraşmak gibi.

Yapılabiliyor.

Ama niye?

Asıl mesele Story kartı da değildi zaten. Yorumlar, yazı deneyimi, farklı içerik türleri, küçük etkileşimler… Blogla ilgili aklıma gelen her yeni fikirde aynı duvara çarpacağımı fark ettim.

Ve sonunda şu düşünce ağır bastı:

Ben Blogger’ı modern bir şeye dönüştürmeye çalışmamalıyım. Blogu doğrudan modern bir şey olarak sıfırdan kurmalıyım.

Böylece “biraz temayı düzeltelim” diye başlayan iş, bütün blogu sıfırdan yeniden yaratmaya dönüştü.

Eski yazıları, adresleri ve yılların birikimini koruyacaktım tabii ki.

Ama bundan sonra üzerine ne koyacağıma Blogger karar vermeyecekti.

Artık blogla ilgili aklıma bir şey geldiğinde:

“Bunu Blogger’da nasıl yaparım?”

diye düşünmek zorunda değildim.

Sadece:

“Bunu nasıl yapmak istiyorum?”

diye düşünebilirdim.

Ve galiba blogu yeniden kurmaya gerçekten karar verdiğim an buydu.