Hayat

Bu Blog Ölmedi,
Sadece Hayat Araya Girdi

Bu Blog Ölmedi, Sadece Hayat Araya Girdi

Selamlar. Şu an bunu yazıyor olmak epey garip geliyor. Özellikle her şeyin hızlı tüketildiği bu yapay zekâ çağında yazı yazıyor olmak biraz demode gibi hissettiriyor.

Ama içimde bir yerlerde her zaman bloguma geri dönmek ve bir şeyler yazmaya devam etmek vardı. Çünkü kendimle kalmak, üzerine düşünerek bir şeyler yapmak ve bunu başka insanlarla paylaşmak beni hep mutlu etmiştir. Yazmak da onlardan biri tabii ki.

Bugün her şey daha hızlı. Paylaşılan bir şey birkaç gün sonra akışın içinde kayboluyor. Yapay zeka da artık birkaç saniyede sayfalarca metin üretebiliyor. Buna rağmen, belki de tam bu yüzden, bir insanın gerçekten durup düşündüğü bir şeyi kendi cümleleriyle yazmasını hâlâ değerli buluyorum.

Beni ve blogumu bilmeyenler için küçük bir giriş yapmak istiyorum.

Bu bloga 2015'te Game of Thrones'un 5. sezon 8. bölümünü izledikten sonra, “Birilerine bölümle alakalı hislerimi anlatmalıyım” enerjisiyle başladım ve içimden gelenleri yazarak ilk yazımı yayımladım.

Bazı yazılarım o dönemde 25-30 binlere kadar okunmaya ulaşmıştı. Bu da o yaşlarda benim için tabii ki çok güzel ve heyecan verici bir şeydi. Zamanla burada toplam 67 yazı yayımlamışım, ta ki 2021'e kadar. İnternette düzenli olarak yazdığım ilk yer burasıydı.

Ama aslında bir şeyler yazmaya çok daha önce, lisenin başlarında başlamıştım. Yıllardır dönüp dönüp yazdığım, hâlâ bitirmeyi kafama koyduğum bir zaman yolculuğu hikâyem var. O hikâye de bu blogdan yaklaşık beş yıl önce, 2010 civarlarında başlamıştı.

Şimdi böyle yazınca bana bile çok eski geliyor. 16 yıl olmuş.

O zaman çok farklı hayallerim ve hedeflerim vardı. Muhtemelen birçok kişide de olduğu gibi. Bunu üzülmek için söylemiyorum; daha çok zamanla hayatın bizi nasıl yoğurduğunu ve şekillendirdiğini görmek garip geliyor.

O zamanki hevesimle şimdiki arasında fark var mı derseniz, bilemiyorum. Hâlâ birçok şey yapmaya çok hevesliyim ve kanatlarım sırtımda.

Tamam kabul, yere çakıldım ve kanatlarım nerede bilmiyorum.

Ama hayatın akışında biraz durup düşününce, birçok kafese kendi kendimi kapattığımı görüyorum. Sanırım birçok kişinin fark etmeden kendine yaptığı gibi.

Arada tabii hayat epey değişti. Başka işler, başka ülke, başka hedefler girdi araya. Bugün dönüp baktığımda burada sadece izlediğim şeyleri değil, zaman zaman hayatımda olup bitenleri, yaptığım şeyleri ve kafama takılanları da bırakmak istiyorum.

Çünkü bugün 11 yıl önce yazdığım bir yazıyı açtığımda sadece o filmi veya diziyi değil, o zamanki kendimi de okuyorum.

Nasıl düşündüğümü, nelere dikkat ettiğimi, neyi önemli bulduğumu, neye heyecanlandığımı görebiliyorum. Instagram'da veya başka bir yerde yıllar önce paylaştığım bir şeyse çoğu zaman akışın içinde kaybolup gitmiş oluyor. Ama burada yazdığım şeyler hâlâ duruyor.

Sanırım bloga geri dönme isteğim biraz da tam buradan geldi.

Son zamanlarda izlediğim bazı anlamlı ve insana iyi gelen filmler içimde bir şeyler uyandırdı. Bu bloga neden başladığım hissini tekrar hatırladım. Filmleri izlerken bir yandan onlar hakkında buraya ne yazabileceğimi, bende ne bıraktıklarını ve neden bazı sahnelerin veya fikirlerin aklımda kaldığını düşünmeye başladım.

Sonra da şunu fark ettim: Ben bunları tekrar yazmak istiyorum.

Bundan sonra izlediğim her şeyi yazmak gibi bir derdim yok. Bende bir şey bırakan, üzerine konuşmak istediğim şeyleri yazacağım. Film olur, dizi olur, yaşadığım bir olay veya tecrübe olur, yaptığım bir şey olur. Artık ne eserse.

Bu bahaneyle blogu da yılların tozundan çıkarıp baştan aşağı yeniledim. Teknik tarafını elden geçirdim, tasarımını değiştirdim ve yıllar sonra tekrar kullanılabilir bir yere çevirmeye çalıştım. Umarım siz de beğenirsiniz.

Kendime “her gün bir film yaz”, “haftada şu kadar içerik çıkar” gibi beni bir süre sonra monotonluğa itecek hedefler koymak istemiyorum. Zaten buraya geri dönmemin sebebi de bir içerik fabrikası kurmak değil.

Güzel bir şey izlediğimde, yaşadığımda veya üzerine düşünmeye değer bir şey olduğunda oturup yazmak istiyorum.

Sonraki birkaç yazım da geçtiğimiz günlerde izlediğimiz, her biri farklı bir yerden dokunan ve insana iyi gelen çok tatlı filmlerle alakalı olacak. Onları izlerken bende bıraktıkları hisleri ve neden sevdiğimi tek tek yazmak istiyorum.

Bir de burayı sadece benim konuştuğum bir yere çevirmek istemiyorum.

Beni buradan yıllar önce tanıyan varsa tekrar hoş geldin. Blogun varlığını bugün ilk kez öğrenen arkadaşlarım ve buraya ilk kez denk gelenler de hoş geldi.

Bir yazıda katıldığınız, katılmadığınız veya sizin de anlatmak istediğiniz bir şey olursa yorum bırakın. Gerçekten okuyup cevaplamak istiyorum.

İnternetin biraz daha yavaş ve karşılıklı konuşulan tarafını burada yeniden kurabilirsek güzel olur.

Tekrar hoş geldiniz.

Okur notları

Yorumlar

İlk notu sen bırakabilirsin.

Şunu merak ediyorum:

Bu bloga eski dönemden mi denk geldin, yoksa ilk kez mi buradasın?

Hesap gerekmiyor. İsim yeterli; yorumun yayımlanmadan önce bana düşüyor.

Walter Mitty ve İçimizde Kalan o Hayat

Önceden izlediğim ama izlediğimi tamamen unutup geçenlerde tekrar izlediğim bir film The Secret Life of Walter Mitty. İyi ki de unutmuşum sanırım, çünkü bu sefer tam ihtiyacım olan bir dönemde tekrar karşıma çıktı.Bir…

Wonder Woman 1984 Neden Eleştiriliyor?

Az önce yayımladığım YouTube videosunda Wonder Woman 1984 filmiyle ilgili gözlemlerimi paylaştım. Bir yazı yazarak da fikirlerimi kısaca yazıya dökmek istiyorum.Wonder Woman 1984 filmi çıkalı 3-5 gün oluyor ve film…

Burada kalmak istersen

Yeni bir şey yazdığımda Instagram’da da haber veriyorum. RSS kullanıyorsan, o da hâlâ burada.