İzledikten sonra hemen yazmak, bitirmek ve yayınlamak istedim. Ancak, tam bir gün sonra yazmaya başlayabildim ve sanıyorum üç dört günde de anca bitirebildim. Nice ön yargılarla gittiğim ve kötü puanı görünce filmi izlerken "Aha burada kesin batıracaklar o yüzden insanlar düşük vermiştir" diye filmin sonuna kadar beklediğim, ama bir türlü bunu diyemediğim harika film 'Transformers Son Şövalye' inceleme yazıma hoş geldiniz!
Daha sonra günümüze gelir ve yıkık dökük bir bölgeye gideriz. Meraklı 4 velet karantina altına alınmış şehrin bu bölgesini görmeye çokça isteklidirler ve girerler. Bölgede ölü Transformers (Hatırlatma: -s takısı zaten çoğul yaptığı için ayrıca -lar eki kullanmadım) vardır. Ayrıca Transformers ile uğraşmak için özel bir birlik kurulmuştur ve bölgede bu birliğin el yapımı robotları dolaşmaktadır. Çocuklar başını belaya sokar ve o bölgede yaşamaya çalıştığını öğrendiğimiz bir kız tarafından kurtarılırlar. O kızı da dördüncü bölümden tanıdığımız Mark Wahlberg kurtarır.
'Beklentiler' yazımda Mark'a baya bir atmıştım ve filme çok uyumsuz olduğundan bahsetmiştim. Hatta Shia LaBeouf'un çok daha iyi olduğunu söylemiştim. Bu sözlerimi geri almak istiyorum çünkü Mark senaryoya son derece uygundu bu sefer. -Hatta kendisinin tarzını oldukça beğendiğim için diğer filmlerini de en kısa zamanda izlemeye çalışacağım.- Mark kızı ve çocukları kurtararak bölgeden güvenle çıkarır ve kendisinin bir kaçak hayatı yaşadığını öğreniriz. Ayrıca o bölgedeki eski bir şövalye transformer'ı kurtarmaya çalışırken bu şövalye kendisine madalyonumsu bir şey verir. Bu da böyle bir dip not olarak kalsın. Dördüncü filmde bu adama ne olduğunu pek hatırlayamıyorum ama bir şekilde suçlanmış ve saklanmak zorunda kalmış. Şehirden oldukça uzakta, bir araba mezarlığında, dünyada kalan autobotlarla birlikte yuvarlanıp gidiyorlar.
Önceki paragrafın başında bahsettiğim, şu çocukları kurtaran, kızın minik ve şirin bir robotu var. Bu ikilinin (kız ve robotu) filme neden dahil olduğunu son sahnelere kadar sorguladım. Bir ara empati kurdum senaristle ve 'Bu robot kesin çok önemli bir yerde işe yarayacak, sırf bu yüzden dahil edilmiştir filme' dedim kendi kendime. Son sahnelere doğru da önemli bir şey yaptı ve 'Hıh tamam beklenen hareket' dedim içimden. Ama o sahne daha farklı bir şekilde çekilemez miydi diye düşünüyorum da, çekilebilirdi bence. O kızın filme dahil edilmesini pek sevmedim açıkçası, çünkü çok gereksiz bir karakterdi kendisi. Oyuncu iyi oynadı diye düşünüyorum ama yine de karakter olarak biraz işlevsiz kalıyordu. Filme kattığı renkli bir sahneyi anımsayamadım, daha çok yük olarak karşımıza çıktı film boyunca. Neyse kızı çok uzattım, devam ediyorum.
-Bundan sonrasını hızlıca geçeceğim çünkü arada bir sürü olay oluyor tek tek yazmak istemiyorum onları da, zaten genel olarak akıp gidiyor oralar, eleştireceğim veya yorum yapabileceğim bir yanları da yok.- Sonrasında tarih profesörü Vivian Wembley (Laura Haddock) ile tanışıyoruz. Onun yaşantısı biraz gösteriliyor. Ve ardından Sir Edmund Burton(Anthony Hopkins) karakteriyle tanışıyoruz. Edmund, filmin başında gösterilen Yuvarlak Masa Şövalyeleri'nin mirasını taşıyan son üye olarak karşımıza çıkıyor. Onunla ilgili bir çok ilginç bilginin yanı sıra en çok dikkatimi çeken şey ise insan boyutlarında bir robota sahip olması. Hatta insandan da kısa, sanıyorum filmde bir metre civarında bir şey deniyordu boyu için. Bu robot filmin en eğlenceli karakteri sanırım. Ben filmi izlerken fazlasıyla dikkatimi verebildiğim ve filme bağlanabildiğim için bu karakterin espirileri de beni eğlendirdi diyebilirim.
Sonuç olarak tüm karakterlerimiz Edmund'un şatosunda bir araya geliyorlar. Kim oldukları ve ne yapacakları da orada anlaşılıyor. Genç profesör Vivian, Merlin'in soyundan gelen bir varistir ve Merlin'in sakladığı asayı da ancak kendi kanından olan biri kullanabilir.
Nedir bu asanın espirisi?
Transformers'ı yaratan Quintessa'nın özel şövalyeleri, Quintessa'nın kötü planlarının farkına varıp asayı çalarak dünyaya getirirler. Yıllar sonra da Merlin gelip yardım istediğinde de oradaki şövalye, kendisine bu asayı verir. Asayı 'iyi' tarafın 'iyilik' için kullanmasından yanalardır.
Filmin konusunun 'Asayı koru' olarak en baştan lanse edildiğini söylemiştim. Peki neden asanın korunması gerekiyor? Transformers'ın yaşadığı Cybertron gezegeni yok olmaya başlamıştır. Gezegeni ancak ve ancak asa yardımıyla kurtarabilmektedir Quintessa ve Optimus Prime'ı Nemesis Prime'a (Optimus'un görev aşkıyla yanıp tutuşan versiyonu) çevirerek onu dünyaya yollar. Optimus asayı alır ve tam geri götürüp her şeyi bitirecekken (-ki filmde dünyanın aslında unicron olduğunu öğreniyoruz-bunun ne gibi bir katkısı oldu bilmiyorum- ama unicron'un yok edilmesi gerekiyor cybertron'un devamı için) kaç filmdir sesi bozuk olan Bumblebee'ye uygun ses sonunda bu filmde bulunup takılabilmiştir ve Optimus Bumblebee'nin sesini duyunca çok derinlerde, bunun bir dost sesi olduğunu anımsayarak normale döner. Kötülerle çarpışırlar ve tanıştığımız tüm karakterler bu çarpışmada bir rol üstlenerek iyi tarafın kazanmasını sağlarlar.
Arada bir çok güzel sahneyi atladığımın farkındayım, yazının bundan sonraki kısmında hoşuma giden taraflara değineceğim.
Filmde neler güzeldi?
Öncelikle, kullanılan arabalar gerçekten de harikaydı. Bunun dışında, Cade ve Vivian'ın birlikte oynadıkları, asayı bulmak için oradan oraya koşuşturdukları ve arada onlara eşlik eden bir metrelik robotumuz ile Sir Edmund'un sahneleri gerçekten de çok keyifliydi. Ayrıca filmin başlarında Cade ve siyahi arkadaşı ile autobotların sürdükleri isyancı hayatı gayet güzel yansıtılmıştı. Transformars'ın yüzleri çok detaylıydı ve görüntü kalitesi ile ses kalitesi de muazzamdı ki burada yine İMAX'e geliyoruz.
Filmin başındaki savaş sahnesinden bahsetmiştim, ama artık sona geldiğimiz için tekrar değinmek istiyorum bu harika sahneye. Müthiş bir sahneydi ve keyifle izledim bu sahneyi. Game of Thrones, bu filmin başındaki savaş sahnesine benzer bir sahne koydu bir bölümüne diye herkes gururla 10 puan vermişti. Çünkü hissiyat şuydu, 'Ee emek var o kadar, adamlar yapmış.' Ama bu filmde yüz katı daha fazla emek olmasına rağmen herkes bir şekilde puan kırmış ve beğenmemiş bu filmi. EMEK VAR EMEK BU FİLMDE DE!
Filmin çok detaylı olduğundan ve ortada çok ciddi bir emek olduğundan da bahsetmeden geçmek istemiyorum yukarıda da değindiğim gibi. Sırf o ufak detaylardaki kalite için bile bu filme 10 puan verirdim, nitekim verdim de. Çok büyük bir alana yayılmıştı film ve çok yoğun bir filmdi. Yorucuydu kabul ediyorum ama bu filmden puan kırmak için bir sebep değildi. Sondaki büyük savaş sahnesine gelene kadar zaten oldukça yorulmuştum ve ne zaman bitecek acaba demiştim. Ama tüm bunların neticesinde filmden 5 puan kırmak da büyük zalimlik!
Konusuz olduğundan yakınanlara tekrar sesleniyorum. Açın tekrar izleyin filmi. Yazımı okuduysanız ve filmle ilgili kafanıza takılan, anlamadığınız veya saçma gelen yerleri de yorumlarda belirtin ki konuşalım, tartışalım. Tek tek puanlandırma yapmak isterdim ama bu kadar olumsuz yorumun bu kadar şahane bir filme yapıldığını gördükten sonra her kategoride 10 puanı verip geçiyorum. Duygusal bir yaklaşım değil bu elbette. Beklentiler yazımda filmden hiç bir beklentim olmadığını anlamışsınızdır. Hatta kötü yorumları duyunca hemen onların safında yer aldığımdan ve arkadaşımla birlikte senaristi eleştirip durduğumuzdan da bahsetmiştim. Demek ki gözünle görmeden yorum yapmayacaksın.
Bence İzleyin!





















Okur notları
Yorumlar
İlk notu sen bırakabilirsin.